Untitled Document
 
Untitled Document
  >Faaliyetler
>Türkülerimiz
>Video izle
>Günlük Planlar
>Yıllık Planlar
>Müzik Öğretmenleri
>Çocuk Şarkıları

  >MP3
>Konserler

  >Denizfeneri
>Müzik DERSLERİ
>Mümin SARIKAYA
 
Yozgat türkülerinde  genellikle  hasret , sevda, yayla gibi  konular işlenmektedir. Yozgat ve çevresinde söylenen türküler yöremize özgü bir mızrapla  çalınıp söylenir. Yozgat’ta  Aşıklık geleneğini hala  bozulmadan  devam  ettiren  aşıklarımız vardır.
               YOZGAT SÜRMELİSİ
 Yozgat şehri 1760 yılı başlarında Bozok Yaylasının,    etrafı ormanlarla çevrili  içerisinde  binbir çeşit kuşun ötüştüğü  bir sahada kurulurken; Yozgat halkı o zaman yarı göçebe ve sürülerini besleyerek hayvancılıkla uğraşır, hayatlarını bu yoldan sağlarlardı. Bozok yaylasında otlayan  bu sürülerin birini de Sürmeli Bey adında bir Türkmen Yörüğü otlatırdı. Halk tarafından sevilen bu yanık sesli halk ozanı elinde kavalı, sırtında sazı Yozgat'tan Akdağmadeni'ne uzanan ormanların içinde sürüsünün içinde dolaşırdı. Bazen bir çamın dibine rastlanır. Sazının tellerini konuşturur bazen bir derenin kenarında kavalını çalar, aşık olduğu gönlünün sevgilisini düşünürdü.O sevgili ki güzelliği Bozok yayla'sına   yayılmış, ahu gözlü, sürmeli kaşlı, ay yüzlü bir dilberdi. Babası bir Türkmen beyi idi ve çok sert bir adamdı. Sürmeli Bey, ailesini salarak, babasından sevdiğini istetir, mağrur adam, kızını bir çobana vermeye yanaşmaz. Araya beyler, ağalar girer ama boşuna, bir türlü gönlü olmaz kızın babasının ve iki sevgili birleşemezler.
Üzüntüsünden sürüsünü bırakan Sürmeli Bey  alır sazını eline  beşçamlar mevkiinde kendine bir dergah kurar. Aşkını, yanık türküleriyle dağlara ağaçlara anlatır. Küser otağına, obasına ve Akdağlar'a kadar uzanan çamların arkasında onu bir daha gören olmaz. Dertli kavalına üflediği, işli sazına söylettiği nameler kalır geriye. O gün bu gündür dillerde yankılanır Sürmeli Bey'in türküleri.
            SÜRMELİ KIZIN ÖYKÜSÜ 
Sürmeli Yozgat'ta yaşanmış  Türk Halk Edebiyatının en güzel örneklerinden birisidir. Yozgat Sürmelilerinin ortaya çıkışı 19. yy. sonlarında İkinci Cihan Harbinin sona erdiği dönemdir. Hepsi 96 beyittir. Sürmeli güzel gözlü sevgiliye bir hitaptır. Eskiden genç kızlar dışarıya çıkarken gözlerine sürme çekerlerdi ve gözleri daha alımlı olurdu. Bol feracelerinin içinde sadece gözleri görünürdü kızların. Yozgat Sürmelileri yaşanmış öykülerin getirdiği  birer sevda, hatta karasevda türküleridir. Bu bir anlık sürmeli gözlere bakış, yüreklerde büyük aşklara kara sevdalara başlanmış olur kor düşen yürekler sessiz sessiz yanar, ateşini genişletir ve ağızlardan sürmelinin sözleri olarak dökülür. Söylenen sözlerde acı vardır, hasret vardır, gurbet vardır. Sürmelileri dinlerken bu kadar duygulanmamızın sebebi bu sürmeli öykülerinde yakaladığımız duyguların kendimizde de bir yeri, bir acısının olmasındandır. Kısaca kendi aşklarımızı, hasretimizi buluruz Yozgat Sürmelilerinde.
Of  ooof  !
                  Yozgat seni delik delik anam delerim
                  Kalbur olur toprağını  anam elerim
                  Vay vay anam sürmelim
                  Eğer sürmelini yitirirsen anam
                  Koyun olur peşin sıra melerim
                  Vay vay anam sürmelim
                  Of oof ! Çamlığın ardında bir yuva yaptım
                  Yuvamın içinde sürü otlattım
                  Ben sürmelimi gurbete attım
                  Vay vay anam sürmelim
 
 Yozgat’ı en iyi anlatan “Türkü Yozgat Sürmelisi”dir. Sürmeli Türküsünden bir dörtlük şöyledir.
 
                Dersini almış da ediyor ezber
                Sürmeli gözlerin sürmeyi neyler
                Bu dert beni iflah etmez del eyler
                Benim dert çekmeye dermanım mı var
  
            Derlenmiş Yozgat Türkülerinin sayısı bir hayli çok olduğu gibi henüz derlenmemiş türküleri de mevcuttur. Birçok türkünün efsaneleri de bulunmaktadır. Sürmeli, Ziya Türküsü, Musa Bey Türküsü, Celal Oğlan Türküsü, Hastane Önünde İncir Ağacı, Şakir Efendi, Turnalar, Yeşil Ayna, Hacı Bey türküsü ... Hikayesi bulunan belli başlı türkülerimizdir. Notaya alınmış ve TRT repartuarına girmiş türkülerin sayısı çoktur. Yozgat türkülerini derlemiş birçok derleyicinin  yanısıra Muzaffer SARISÖZEN ile Nida TÜFEKÇİ'yi özellikle anmak gerekir.
 
            Efsaneleri  ve sevgileri ile dolu diyar olan Yozgat’ın efsaneleşmiş türkülerden “Ziya’nın Türküsü” ve “Hastane önünde incir ağacı” nın hikayeleri ve sözleri aşağıdadır.
  
            ZİYA TÜRKÜSÜNÜN ÖYKÜSÜ
  
            Ziya yakışıklı bir delikanlıdır. Yozgat'ın Karacalar Köyündendir. Aynı köyden Fikriye adlı kızı sever ve nişanlanır. Fikriye'nin babası Karacalar Köyü  imamı Ali Hocadır. Ali Hoca Kızıltepe Köyüne imam olur. Ziya sık sık nişanlısını görmeye at sırtında gider. İki tarafta birbirini oldukça sevmektedir. Ziya bir gün ekin sularken üşütmüş ve karın ağrısından şikayet etmektedir.  Doktora gider ama fayda bulamaz, bir hafta içinde ölür. Bir başka söylentiye göre, Ziya Bey yakışıklı, at düşkünü, çok iyi atan binen, iyi cirit oynayan bir yiğittir.  İki köy arasında oynanan ciritte attan düşer  orada ölür. Fikriye, nişanlısının ani ölümü karşısında duyduğu acıyı ve kederi şiire döker böylece Ziya Türküsü ortaya çıkar.  Ağıtın tamamı 30 kıtadır. Yozgat'ta çok sevilen ve söylenen bir türküdür.
Çamlığın başında tüter bir tütün;
Acı gormiyenin yürüğü bütün
Ziya'nın atını pazara tutun
Gelen geçen Ziyam ölmüş desinler.
 
At üstünde guşlar gibi dönen yar,
Gendi gidip ehbabları yanan yar.
 
Benim yarim yaylalarda oturur
Ak elini soğuk suya batırır
Demedim mi yarim ben sana
Çok muhabbet tez ayrılık getirir.
At üstünde guşlar gibi dönen yar,
Gendi gidip ehbabları yanan yar.
 
Ham meyveyi koparttılar dalından
Ayırdılar beni nalı yerimden
Demedimmi nazlı yarim ben sana
Çok muhabbet tez ayrılık getirir.
 
At üstünde guşlar gibi dönen yar,
Gendi gidip ehbabları yanan yar.
 HASTANE ÖNÜNDE İNCİR AĞACI TÜRKÜSÜNÜN  HİKAYESİ
 
        Komşu kızı ile beşik kertmesi olan bir genç  asker'de vereme yakalanır.  Hava değişimi olarak Yozgat'a (Akdağmadeni) gelir. Sözlüsünün ailesi gence kızlarını göstermek istemez. Genç tedavi için İstanbul'da hastaneye yatar, pencereden gördüğü incir ağacından aldığı ilhamla aşağıdaki türküyü söyler.Yakalandığı amansız hastalıktan kurtarılamayarak  hastanede ölür. Ailesi cenazesini Yozgat'a getiremez., İstanbul'da kalır.
              HASTANE ÖNÜNDE İNCİR AĞACI
 Hastane önünüde incir ağacı
Doktor bulamadı bana ilacı
Baştabib geliyo zehirden acı
Garip kaldım yüreğime dert oldu
Ellerin vatanı bana yurt oldu
Mezarımı kazın bayıra düze
Benden selam söyleyin sevdiğim gıza
Başına koysun, karalar bağlasın
Gurbet elde kaldım diye ağlasın
 
Untitled Document
  >Yozgat Tarihi
>Folklorik
>Efsanelerimiz
>Halk Edebiyatı
>Basınımız


Kaç Kişi var : 1
7454 kez ziyaret edildi.


Untitled Document
   
webmaster ::Ahmet Turan ÖZYALÇIN:: ,Desing by Bekir KOÇ